Embed

Sihirbazlar hep yapar bunu,yok edecekleri şeyin üzerini örterler

 


 

Görebilen gözler bu “ileri demokrasinin” açık seçik faşizm olduğunu görüyor. 

 

Da Capobir daha baştan!

 

devrim mi, tarihin her anında üflenen klarnettir

üflüyoruz şen şakrak bir Çingen gibi

 

Daha son sözü söylemedi hayat,/ Belki yarınlar, mutlu sonlar var./ Yeniden başlamak yorar insanı ama/ Sonunda kavuşmak mutlu olmak var./, Nazımca, zarlar daha gelmedi diye çeviriyorum, zarlar yuvarlanıyor, ama “Yeni tekelci” bir “kast” var başımızda, üstelik “öyle katı bir şekilde örülmüş durumdaki”, biliyorum, iyi biliyorum, “elles ne se renouvellent qu’á faveur d’un bouleversement ou d’une révolution”, bu kast “ ancak bir altüst oluş ya da devrimle yerlerinden edilebilirler.” Barış Zeren, bunu bugünlerde Fransa’da bayağı ses getiren L’Oligarchie des Incapables (Yeteneksizler Oligarşisi) adlı kitaptan aktarmış, selamlıyorum.

Kitabın yazarları, Le Point dergisinde yazan iki gazeteci, Sophie Coignard ile Romain Guberts, “bizi bir kast yönetiyor” diyecek kadar netler. Öyleyse biz de netleşelim: Türkiye’yi de hem emperyal hem de “tekeliyyetçi” olan bu organizma (kast yerine ben organizma diyeceğim) ve yerel uzantıları yönetiyor. Barış Zeren’in çok yerinde ifadesiyle aslında yönetmiyorlar, daha ziyade toplumu boyunduruk altında tutuyorlar: Biliyorsunuz bunları, “impunité” durumundaki, yani “cezadan azade ve dolayısıyla topluma karşı hiçbir sorumluluk duymayan” Erdoğanları, Gülleri… 

Bu durum tarihte emperyalizm ve kapitalizmin ulaştığı yeni bir durumdur. “Demokrasi”, “özgürlük”, “eşitlik” demeden sofraya bile oturmayan bu organizmanın şikâyetçi olduğu eski elitler hiç olmazsa “… ellerindeki ayrıcalık karşılığında, topluma karşı görevler ve sorumluluklar yükleniyorlar; ayrıcalıklarını ancak böyle meşrulaştırabiliyorlardı.” Bu organizmanın, canavar da diyebiliriz, hedefi ise “… devletin güçlendirilmesi, zenginleştirilmesi değil, kamu mallarının tekelleri altına alınmasıdır.” Nasıl da demokratik değil mi, pek özgürlükçü, pek eşitlikçi! Oysa olan yağmadır ve “… politikacıdan beklenen, bu kastın mensupları arasındaki yağma müsabakasını, dev tekellerin devleti parselleyip bölüşmelerini düzgün biçimde idare edebilmesidir.” İşte, askeri vesayet falan derken geldiğimiz yer burası ve duracak gibi de görünmüyor “ileri demokrasi”. Öyle ya, “durmak yok, yola devam.”

İki kitap

Haydi 1980 yılının başına gidip, Ocak ayında yayımlanan iki kitaba selam çakıp orada biraz eşelenelim: Bir, Doğan Avcıoğlu, DEVRİM ve DEMOKRASİ ÜZERİNE, adlı kitabında "Önümüzde iki yol var; ilk yol Batı merkezlerinde çoktan çizilmiştir ve Sevr antlaşmasının ekonomik planda yürürlüğe konulmasından ibarettir. Bu neo-koloniyel ekonomik büyüme modelinin siyasal sistemi örtülü ya da örtüsüz faşizmdir. İkinci yol, Sevr'i yırtıp günümüz koşullarında Lozan'a yönelmektir", diyor. İki, Yalçın Küçük ise, BİR YENİ CUMHURİYET İÇİN, adlı kitabında "Türkiye ekonomisi, artık fakirleşen işçi ve emekçiler için, İslam’ın 'tevekkül felsefesine' daha çok muhtaç duruma geliyor" tespitinin yaparak "Yolun neresindeyiz" diye sorguladığı eylülist rejimin açılımını yapıyor: "Siyasal iktisadın duygusuz fakat açıklayıcı mantığıyla bakınca ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Ufukta islam var. Aslında İslamcı baskı şimdi de var. Ufukta olan daha derin bir dinsellik. Türkiye'de daha yoğun islamcı dinsellik nasıl artabilir? Kısaca üç yoluna işaret etmek gerekiyor (...) Üçüncü yol Erbakan'ı siyaset sahnesinden silip Erbakan'ın temsil ettiği islamcı dinsel politikayı daha yoğun biçimde uygulamak. Mümkün mü? Açıktır, bu üçüncü yol Silahlı Kuvvetlerin Türkiye'nin yönetimini ele almasına bağlı görünüyor. Bu yüzden bu üçüncü yolun mümkün olup olmayacağı Silahlı Kuvvetlerin yönetime gelip gelmeyeceği tartışmasıyla ilgili görünüyor." Çok, çok ilginç değil mi, iki kitap da 24 Ocak Kararları’ndan ve 12 Eylül’den öncedir. Görebilen gözler, 24 Ocak kararlarını ve 12 Eylül’ü gördüğü gibi ta o zamandan bugünleri de görmüş. Müthiş gözlerdir onlar, gören, seçen, anlayan, kavrayan gözler, çünkü bakıyorlardı, kaydediyorum.

Görmüyorsunuz, çünkü bakmıyorsunuz

Göz, sahneye, yani bilince yansıyan zihin kadar görüyorsa ve gözle, görülen şey ve zihnin ayrılmazcasına bir bütün olduğunu teslim edersek günümüz “ileri demokrasi” körlüğü daha iyi anlaşılır. İşte bu sahnede, Türkiye’de, Erdoğanların, Güllerin, onların ayrıcalıklı çevresi içinde “müteahhitlerin ki bir zamanlar bunlar mücahittiler, şarkıcıların, ünlülerin” üzerimize kabus gibi çöken yapıp ettikleri! Kamuyu, tam anlamıyla çökerttiler. Başka bir zamanda olsa ancak beyaz eşya tüccarı olabilecek bu yeteneksizlerin kurduğu oligarşiden söz ediyorum. İşgalden, yağmadan…L’Oligarchie des Incapables’da(Yeteneksizler Oligarşisi) bu kastın “nasıl bir himaye ve ayrıcalıklar sistemi oluşturduğuna ilişkin pek çok bilgi var” diyor Barış Zeren. Halkın en az yarısının da “Bal tutan parmağını yalar” ya da “çalıyorlar, ama hiç olmazsa başları secdeye değiyor” diyerek bunlara destek olmasını ise tencere-kapak bağlamında değerlendirmek gerekir, ancak millet böyle istiyorsa, hakikaten bunu istiyorsa ki zannımca istiyorlar, yazıklar olsun böyle bir iradeye! Emperyal organizma Amerika ve onun yerel uzantısı organizmanın “… kanatları altına, himaye düzenine çağrı” ise Orhan Pamuklar, Elif Şafaklar, İskender Palalar üzerinden geliyor: “Bu insanların görevi, “insanlara, biat etmeleri karşılığında nasıl kolaylıkla yükselebileceklerini gösteren örnekler olmaktır”. Öyledir,  “asıl rolleri” de budur zaten.

Bunlara dikkat edin, aslında sizden acayip nefret ederler, bakmayın ‘yüksek düşüncelerine’ falan. Kısır, süreksiz bir akılları vardır hepsinin. Bakarsanız, ama hakikaten bakarsanız ortada ne demokrasi var, ne özgürlük ne de eşitlik, ama hepsi demokrasi diyor, özgürlük diyor, eşitlik diyor başka bir şey demiyor. İllüzyon (gözbağcılığı) da burada zaten, biz bu kavramlarla birbirimizi yerken onlar ‘Üsküdar’a geçiyor.  Tamam, haksızlık da etmeyelim, fena sihirbaz değiller hani, ama demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar bu “parazit, yeteneksiz” organizmanın örtüsünden başka bir şey değil. Sihirbazlar hep yapar bunu, yok edecekleri şeyin üzerini örterler.   

Uluer Aydoğdu

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !